Allah’ım diyorum, “sen aklıma mukayyet ol.” Zira genç kuşak, son on altı senedir aynı iktidarın yönetimi ve erki altında, farklı bir düşünce tavrı ve yaklaşımı ile karşılaşmadan büyüdü gitti. Birçoğu eksik öğrendi, birçoğu eksiltili eğitim sisteminin içerisinden kendisine tutunacak bir dal bulamadı. Her şey bir yana, Türkiye’nin makûs talihi yolsuzluklarla da uğraşmak zorunda kaldı.

Son olarak bugün ulusal gazete ve haber sitelerinde yayınlanan bir haber canımı iyice sıktı. Kravatımı gevşettim, ceketimi çıkardım, kalktım elimi yüzümü yıkadım. Haber, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, Ankara’da oldukça lüks bir otelde üç gün süren iftar yemeğine 135 bin lira harcadığını belirtiyordu. İftara kamu personelleri davet edilmişti. Şaşırdım, inanamadım, inanmak istemedim. Kaba bir hesapla bu iftar organizasyonu kişi başı doksan liraya denk geliyordu. Doksan lira! Yani daha kabaca bir hesap ile, 1600 TL asgari ücret alan bir işçi, her gün bu iftar yemeğinden yemek istese ekstradan 1100 TL daha bulabilmek için çalışması gerekecek! Ve başkaca herhangi bir şey de satın alamayacak!

Geçtiğimiz hafta Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, kişisel Twitter hesabından fakir aile ziyareti yaptığını belirtmiş, bunu da gülerek anlatmıştı. Şimdi durum o kadar karışık bir noktaya vardı ki, “ağam bizle eğleniy” moduna düştük. Sinemize mi çekmemiz gerekiyor, yoksa milletin vekili olan bakanı olan zatlara karşı “durun kardeşim, bu harcadığınız para bizim. Harcanan her kuruş, musluğu açtığımda benden aldığınız beş tane verginin payı. Elektrikte ödediğim TRT payı. Yurtdışı harcında ödediğim TOKİ payı” mı diyebilmeliyiz? Ben ikincisini yeğlerim. Yoksa bir vali daha çıkar ve size der ki: “Ulan öküz Anadolulu…”

Benim sineye çekemediğim, havsalamın almadığı, o kadar da hazmedemediğim birkaç şey daha var. Aile birliğinin sağlanamadığı, kadın cinayetlerinin, tacizin ve tecavüzün had safhaya çıktığı, kadına şiddetin artık normal karşılandığı hatta sokaktaki şiddetin dahi ülkede normal seyir olarak tanımlandığı bir durumda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın başarılı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu durumu bir kenara koyalım…

Türkiye’de doların ve euronun ezici bir yükselişe geçtiği, iğneden ipliğe doların esamesinin okunduğu bir ülkede “döviz kurlarının artışının spekülasyon olduğunu”, “bizi döviz kuruyla vuramayacaklarını”, “döviz kurundaki dalgalanmaların geçici olduğunu” belirten bir zihniyet, ekonomi yönetiminde başarılı olmuş mudur? Başarısızlığın tacı da, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı’nın “fakir aile ziyareti” kapsamında geçerlidir.

Ekonomimizi şu iki temel örnek üzerine sistemleştirebiliriz. Bir tarafta fakir aile olarak yaftalanan gariban işçi sınıfı, öte yandan 135 bin lirayı har vurup harman savuran, israf eden bir aile bakanı… Aile Bakanı ailenin ekonomisini düşünmez, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı da düşünülmeyen bu aileye “fakir aile” derse; bizim yapacağımız tek şey Tevfik Fikret’in kalemini sunmak olur…

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum sahiplerinin yaptıkları yorumların içeriği ile ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.Ekonomi Haber yorum sahiplerinin ip adreslerini saklamakla yükümlüdür.