Mâlûmunuz üzere siyasilerin ve patronların bahane müsebbibi olan seçimlerin üzerine bir ayı aşkın bir süre geçti. Bu, normalleşme adına gayet yeterli bir süre olarak bilinmelidir. Ver yetkiyi, gör etkiyi mavallarından sonra ekonominin bırakın normalleşmesini, bilakis tepetaklak olduğunu görüyoruz.

Maliye ve Hazine Bakanı, muntazaman yaptığı ekonomik bilgilendirme toplantılarında kendisini sosyal medyaya rezil ediyor. TCMB’nin Başkanı Murat Çetinkaya, Ankara’dan tasdik almadan konuşmuyor. Ülkenin önemli ekonomistlerinden Uğur Gürses, Çetinkaya’yı basın toplantısında sorduğu sorularla terletiyor. Tanzim satışları, seçimlerde halktan umduğunu bulamayan parti tarafından bir bir kapatılıyor. Daha seçim yeni bitmişti ki sigaraya fahiş zam geldi. Bu yeni zamla birlikte 15 TL’lik bir sigara paketinin 12 TL’si direkt hazineye gitmeye başladı. Yetti mi, yetmez! Dün sabah da cep telefonlarında kademeli ÖTV sistemine geçildi. Hâli hazırda teknoloji üretemeyen Türkiye, teknoloji üretenlerden ithal ettiği cihazlara ilave ettiği fahiş vergilerin üzerine bir de bu yeni katlamalı ÖTV sistemini getirdi. Ozan Bingöl boşuna dememişti: “Parayı Lidyalılar, vergiyi Sümerler, verginin vergisini Türkler buldu” diye.

Üzülerek belirtmem gerekiyor ki hükümetin son zamanlarda giriştiği en tehlikeli hadiselerden biri de kıdem tazminatını kaldırıp, emeklilik döneminde toplu vermek gibi saçma sapan bir uygulama üzerinde çalışmasıdır. Zaten açlık sınırının altında yaşayan ve patronların zulmünden, mobbinginden, vergi dilimlerine girmekten bıkan sefil durumdaki halk, kıdem tazminatından da olursa düzen tam anlamıyla tepetaklak hâle gelecek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu ekonomik buhran dönemi içerisinde kala kala zaten üç kuruş kazanan işçinin hakkına mı kaldı? Bu şekilde bir kriz yönetimi olamayacağı gibi, “işçinin hakkını alın teri kurumadan veriniz” düsturu da çiğnenmiş oluyor. Hükümetin bu girişimi duyurmasından sonra Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) da hemen açıklama yaparak, “Her kesimin mutlu olacağı bir çözüm yaratılması, güçlü sosyal diyalog anlayışı ile tarafların dengelerinin gözetildiği, çalışma barışının korunduğu bir ortamının sağlanması için yapılacak her türlü çalışmaya katkı sunmaya hazır." şekilde bir açıklama yaptı. Tabi bu açıklama, bir işçi gözüyle bakıldığında “yerseniz” açıklamasına dönüşmüş durumda. Zira ülkemiz, bu tür basit ve ucuz girişimleri çoklukla geçmiş dönemlerinde görmüştü. Bir de şimdi bunu dillendirmenin, bu zor yaşam şartlarında vatandaşı zora sokmanın mânâsı ne?

Bundan on sene kadar önce, Kanaltürk Televizyonu satılmadan önce Tuncay Mollaveisoğlu’nun hazırlayıp sunduğu Yolsuzluk ve Yoksulluk isimli bir program vardı. Program, her bölümde farklı bir yolsuzluğu konu edinerek çok önemli gerçeklere parmak basardı. Programın uzun süre devam etmesi ve yolsuzlukları anlatması benim yüreğimi parçalardı. Çünkü, yolsuzluk haberleri yapan bir programın her hafta farklı bir yolsuzluğu konu edinmesi, Türkiye’de inanılmaz bir yolsuzlaşmanın olduğunu kanıtlamaktaydı. Aradan geçen onca yıldan sonra, hemen her gün yeni bir yolsuzluk hadisesi daha ortaya çıkıyor. İşe gitmeden belediyelerden maaş alan "ATM memurları" seçimlerden sonra Türkiye'nin gündemine oturmadı mı? Tüm bunlar yolsuzluk değil de ne? Tüm bunlar yoksulluk değil de ne?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum sahiplerinin yaptıkları yorumların içeriği ile ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.Ekonomi Haber yorum sahiplerinin ip adreslerini saklamakla yükümlüdür.