Ne yazacağımı bilemiyordum aslında. Köşe yazıları, literatürdeki anlamıyla gündelik olaylara ilişkin yapılan yorumlardan ibâret olmalı. Ya da bir temele dayanmalı. Bugün de avare şekilde gezerken, konu geldi ve beni buldu. Gitmem gereken yer için minibüse binmem gerekti. İstanbul’un minibüsleri mâlum. Biner binmez tam gaz, kendi aralarında belirledikleri “dakikaya” yetişmeye çalışıyorlar.

Sıkışık trafiğin yanından kaldırıma çıkmalar, âni frenler, yolcular henüz inmeden ya da binmeden direkt gaza basmalar, ayakta yolcu almalar, sürücünün cep telefonu ile konuşması, kaba saba argo kelimeler kullanması, sürekli yolcuları “arkaya geçin” minvâlinde taciz etmeleri vs. Sabır çekerek seyrüsefere devam ederken, o son gaza yükleniş benim kanıma dokundu. Hava parende atmaktan son anda bir demire tutunmakla kurtuldum. Minibüste oturan ve ayakta olmak üzere toplamda yirmi sekiz kişi vardı. Beyefendiliğimi bozarak sürücüye bakıp bağırmaya başladım:

“Üstâdım spor araba mı kullanıyorsun? Bu nedir ya? Otuz kişinin canını taşıyorsun sen!” Bu cümleleri ne kadar hiddetli ve yüksek sesle söylediysem de sürücü hiçbir cevap vermeyerek yoluna devam etti. Aynı agresif tavırlarla, sanki motoru kendi mabadına takmış da gaz veriyormuşçasına minibüsü sürmeyi sürdürdü. Yanımda eşim de vardı. Önce minibüsteki erkekleri saydım ve sonra eşime dönerek dedim ki: “Minibüste de erkek yok, o nedenle kimse ses çıkarmıyor!”

Burada toplumsal bir yaraya parmak basmıyorum. Burada bir hukuksuzluğu ve vicdânsızlığı anlatmaya çalışıyorum. Toplumsal suskunluğumuz, namussuzlar kadar cesaretli olmadığımız için bizi esir ediyor. Minibüste bulunan gencinden yaşlısına kadar yedi erkek orada minibüs sürücüsüne tepki göstermiyorsa, bu, toplum nezdinde oluşan minibüsçülerin kaba saba, küfürbaz ve kavgacı/dayakçı olduklarının temel algısıdır. Biliyoruz ki devlet bizi korumayacak, biliyoruz ki biz haksızlığa karşı ses çıkardığımız zaman başımıza bir belâ gelecek. Hayır efendim!

Halk devlet için var olmaz, devlet halk için var olur. Bu, sosyolojinin ve devletler sistematiğinin temel prensibidir. O nedenle devlet halkını, zorbalığa ve namussuzlara karşı korumakla mükelleftir. Şimdi, anlattığım bu minibüs olayının detaylarına inerek biraz da farklı bir noktaya değineceğim. Genelde kısa mesafeli ve fazla minibüs hatlı güzergâhlarda minibüs sürücüleri arasında bir sıra usûlü konulur. Örneğin, belirlenen iki noktaya on dakika içerisinde ulaşılmadığı takdirde, o minibüs sürücüsü kendisinden sonra sefere çıkacak olan minibüsün hakkına gireceği düşüncesiyle arkadakine belli miktar para verir. Bu da, belirlenen noktaya, belirlenen dakikadan kaç zaman sonra girdiği ile doğru orantılıdır. Eğer dakika doğrultusunda cezaya düşüldüğünde de, minibüsçü jargonunda bu olaya “dakika takma” denir. Bunları nereden mi biliyorum, her gün bindiğimiz minibüslerde bunlar zaten defalarca yaşanıyor.

Şimdi şunu sormak istiyorum. Dakika takmak (!) nedeniyle hızlı hızlı gitmek, minibüs sürücüsüne ne fazla bir lira iki lira kaybettirecek. Hadi diyelim on lira kaybettirdi. O süratle minibüs Allah göstermesin bir kaza yapsa, can kaybı yaşansa bunun bedeli nasıl ödenecek? Ağızda sigara, kulağında telefon, sağ bilekte tespih, sol elde de çay ile seyir yapan onlarca minibüs sürücüsünü yollarda, görev başında görebilirsiniz. Yanlış anlaşılma ihtimaline karşı, şunu da belirtmek durumundayım. Kimi minibüs sürücüleri, bu tasniften tamamen münezzehtirler. Konuşurken siz diye hitap etmeleri, tüm kurallara riayet etmeleri ve son derece saygılı davranmaları bu anlamda onları ayrıcalıklı kılmıyor tabii ki. Sâdece olması gerektiği gibi davrandıklarından bizim gözümüze hoş geliyorlar.

Peki, bu olaylar silsilesinde günlük yevmiye ile çalışan minibüs sürücülerinin ne kadar kusurları var? Hatta minibüs hattı sahiplerinin bu kusura payları var mı? Minibüs hattına ait idarenin payı ne kadardır? Görevi, halkı korumak olan başta polis olmak üzere kolluk kuvvetlerinin bu duruma kayıtsız kalması ne ile açıklanabilir? Cumhuriyet felsefesinin temel taşlarından olan Cumhuriyet Savcıları, toplumsal bir sorun olan bu olaylar hakkında re’sen soruşturma başlatıyorlar mı? İllâki polisler, jandarma trafikler, savcılar da ayda yılda bir kez de olsa bu minibüslere biniyorlardır. Bu hukuksuzluğu, adaletsizliği, canı hiçe saymaları görüyorlardır. Trafik polisleri, göstermelik olarak belli dönemlerde minibüs sürücülerine yaptıkları “uygulama” ile ceza kesiyorlar. Allah aşkınıza, çevirmeye giren minibüs sürücüsü arkadan gelen minibüsü cep telefonu ile uyarıyor. Arkadaki minibüs sürücüsü de, ayakta olan yolcularını çok önceden paralarını bile iade edip araçtan indiriyorlar. Bu basit taktiği halk düşünüyorsa, devlet neden düşünmek istemiyor?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum sahiplerinin yaptıkları yorumların içeriği ile ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.Ekonomi Haber yorum sahiplerinin ip adreslerini saklamakla yükümlüdür.