İnsanların birbirlerine her daim saygılı davrandığı, işsizlik verilerinin yerlerde yuvarlandığı, açlık sınırının asgari ücretin çoook çok altında kaldığı, elini sallasan mutlu bir ferde çarpacağın, trafiğin az olduğu, yol çalışmasının hiç olmadığı, metrobüsün Vatan Şaşmazlı reklamlarındaki gibi boş olduğu sakin ve sıkıcı günlerden geçtiğimizin farkındayım. Belki şımarıklık yaptığımı düşünüyorsunuz. Rahat mı batıyor diyeceksiniz, kim bilir?

Ben şu köşeciğe şimdiye kadar hep yaşadığımı, gördüğümü, bildiğimi yazdım. Hikâyemi, derdimi, kavgamı anlattım.  Fakat bu kadar mes’ud bir sistem/düzen içerisinde yine bir dert geldi içimi deldi.

Bağır çağır bir şeyden bahsediyorum uzun zamandır etrafımdakilere. Bir niyet değil, bir imdat! Buradan gitmek istiyorum diye. Taksim - İlkyardım Hastanesi’nde başlayan maceram otuz birinci yılında Maltepe’de devam ediyor. Yıllarca her gün, günün üç saatini yollarda geçirerek geçip gidiyor ama. Yaşamak için çalışmaya, çalışmak için yürümeye ihtiyacımız var. En çok da metropol sakinleri anlar beni. Saatleri bir ileri bir geri bir sabit bir yok vazgeçtik ters çevirin diye vıcık vıcık bir ışıksızlık ve dipdiribir karanlık yaratanlar anlayamazlar.

Yeni başladığım iş yerine varabilmem için sabah 6.40 sularında evden çıkıyorum. Üç vasıta değiştiriyorum. 8.30’da parmağımı okutmam ve masama oturmam şart. Dönüş yine bir çile. Tam yirmi dakikalık bir yokuşu, yaptığım aktarmaların peşi sıra tırmanıyorum. Üstelik o yokuş hem gidişte hem dönüşte aşılmalı. İş yerinden çıktığımda yine saat 6.30. Güneşi görmeden günü bitiriyorum. Metrodan metrobüse yaklaşık bir kilometre yol yürüyorum. Bütün bu toplu taşımalarda ayaktayım ve yolda resmen tükeniyorum. Günümün üç saatten fazlasını yolda, 16 saate yakınını da evden ve sevdiklerimden çoook uzakta geçiriyorum. Yitik bir halde eve geldiğimde eşime dönüp “menemen mi yapsak en kolayından” diyorum. O da benden farklı değil. Yollarda yaşlanacağız, birbirimizi mümkün olduğunca az görüp, az anı biriktirip ömrümüzü tüketeceğiz.

Bu gidişata birilerinin dur demesi şart. Mesai saatlerine düzenlemeler getirilmesi, zaten mobbing, geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı, trafik, pahalılık ve kalabalık içerisinde sıkışıp kalmış şehir insanı için artık Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı mı konuya el atar yoksa bizzat her gördüğü kameraya aileden, dört çocuktan, evlilikten bahseden sayın cumhurbaşkanımız mı öneri sunar bilemiyorum.

Bildiğim en keskin şeyin şehirde yaşamanın ve çalışmanın gün geçtikçe insanî koşullardan oldukça uzaklaştığıdır.

Tam da bunun üzerine hiç üşenmeyip dünya üzerinde yasal çalışma saatleri ve koşulları nedir diye çalaklavye bir araştırma yaptım. Veriler şahane. Her yerde verileriyle karşılaştığımız OECD yani Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü’nün listesindeki, sanayide attığı dev adımları ve disiplini ile ilk aklıma gelen ülke tabi ki Almanya en kısa haftalık yasal çalışma süresine sahip ülke. Haftada 35,5 saat. Peşine takılan son yılların gözde göç alternatifi olan ülke Avustralya 36 saat. Ardından İngiltere ve Belçika geliyor ki keza ben sosyal medyadan bu serzenişte bulunurken Belçika’da yaşayan ahbabım “dm” ile birlikte kısa ve öz hava attı.

Neyse şurası şöyle burası böyle diye öykünerek anlatmak kelâm israfından başka bir şey değil. Türkiye ise haftada 48,9 yani ben onu burada yuvarlayıp 50 yapacağım haklı olarak. Hatta az bile belirtiyorum. Mesaiyi konu dahi etmeden. Sen bir patron olarak haftanın elli saati çalıştırdığın bir personelden ne kadar verim bekliyorsun? Sen o personelin yeni bir talepte bulunduğunda ne kadar memnuniyet içerisinde karşıladığını düşünüyorsun, sen o personelinin güneşi görmeden çalışmasının sadece bireysel değil toplumsal bir mutsuzluğa sebebiyet verdiğini neden göremiyorsun? Sen o adamın D Vitaminine ihtiyacı olduğunu, ayrıca o kadar mesaiye rağmen verdiğin maaşla bir kilo eti geçtim kilosu 23 TL olan nohutu alamıyor olduğunu neden gözden kaçırıyorsun?

Japonlar bile en azından yılbaşı tatilini beş gün yapıyorlar. Adamları işverenleri zorla tatile gönderiyor ve başarısız olduklarında intihar edecek kadar da onurla ve memnuniyetle çalışıyorlar.

Hülasa; mesai saatleri acil olarak 10.00 ile 17.00 arası olacak şekilde düzenlemeler yapılmalı. Okullarda ders başlama saati ile mesai başlangıç saatleri çakışmamalı ve trafik çilesine bu çözüm ile son verilmeli. Çalışan, evine ve ailesine akşam normal saatlerde varmalı ve aile düzen ile birliğini ciddî şekilde bozan, mutsuz ve verimsiz çalışanlar ile toplumda zamansız, yorgun, isteksiz fertlerin önüne geçilmeli.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum sahiplerinin yaptıkları yorumların içeriği ile ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.Ekonomi Haber yorum sahiplerinin ip adreslerini saklamakla yükümlüdür.